7 Nisan 2007 Cumartesi

beklemek (kendime öğütler)

öyle bir boşluk var ki öfkeyle dolan ve gitgide büyüyen. öyle çok ses var ki kafamın içinde. beklemek... bir mucizeyi beklemek. bir gün her şeyin istediğim gibi olması mucizesi... sonsuz bir huzura kavuşmak... peki o anda -kısa süreliğine- bu huzur bana yetse bile bir zaman sonra başka bir mucize olmasını beklemeyecek miyim? ben değişmeyecek miyim? isteklerim değişmeyecek mi? bu mucize olağanlaşmayacak mı? mutlak bir huzur hali hiç olmayacak mı? beklediğim mucize de bir gün olağanlaşacak ve bana yetmeyecekse, bu mucizeyi bekleyerek neden kendime acı çektiriyorum?
umutsuzluğumu öldürmeliyim. kafamdaki çatlak sesleri susturmalıyım. içimi temizlemeliyim. yüzümü rüzgara dönüp ılık ılık beni okşamasına izin vermeliyim. çiçeklerle konuşmalıyım yine. onlara ad koymalıyım, şarkılar söylemeliyim onlara. kanadı kopmuş bir sinek gördüğümde hıçkırıklara boğulmalıyım yine. çocuklara gülümseyerek göz kırpmalıyım.
hiçbir şeyi ertelememeliyim. mutlu olmak için öyle çok sebep var ki! ama ben bir süredir göremiyor(muşum)dum. gözlerimi açıp, yeniden ayağa kalkmalıyım. hayata katılmalıyım.

mucizelere inanmayacağım. kendi mucizemi yaratacağım. artık beklemeyeceğim.
ama hüzün kalacak
hep,
her zaman...

burda oruç aruoba'dan bir altıntı yapmak farz oldu;
"ne beklediğini bilerek- ama, beklemeden- yaşayacaksın: en çok beklediğinin de, gelse bile bir gün, hiçbir zaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini bilerek...
yaşamın bir bekleme olacak- ama, beklemeden yaşayacaksın."

"yaşamın, beklediğinin gelmememsi- ki işte: senin de, gelmeyeceğini bildiğini beklemen olacak."

de k işte'den...

Hiç yorum yok: