16 Nisan 2007 Pazartesi

beypazarı çekim gezisi izlenimleri


dün (15/04/2007-pazar) beypazarı'na gittik, afsad'ın çekim gezisine. artık birinci kurun sonlarına geldik. hatta çarşama günü (18/04/2007) sertifika törenimiz var :))
sabahın altısında kalktım. kızılay'da YKM'nin önünde buluştuk. yarım saat gelmeyenleri bekledik :(( en nihayetinde 8 gibi düştük yola. konuşa konuşa gittik. şahane bir kahvaltı yaptık. ya da ben 3 aydır sabah kahvaltılarında 1 dilim kepekli ekmek, 1 kibrit kutusu kadar yağsız beyaz peynir ve şekersiz çay üçlüsüne talim ettiğim için bana şahane geldi, orasını bilemiyorum artık :)) kudurmuş gibi yedim. kahvaltıdan sonra hıdırlık tepesi'ne gittik, hava kapalıydı ve fena halde rüzgar esiyordu. orada dialarımızla çekim yapmaya başladık. ama hava kapalı olduğu için düşük perde hızıyla tripot olmadan çekim yapmak bizi çok kastı. dünya küçük, hıdırlık tepesi'nde annemle karşılaştım :))
hıdırlık'tan sonra kendimizi beypazarı'nın gizemli sokaklarına attık fotoğraf çekmek için :) yolda bir amca bizi durdurup makinelerimizle ilgili soru sordu. hangi grupla geldiğimizi sordu, ayaküstü biraz muhabbet ettik amcayla, sorularını yanıtladık. gruba yetişmek için amcadan ayrılıp yolumuza devam ettik ama gönlümüz amcayla birer bardak çay eşliğinde muhabbeti sürdürüp, birer de sigara tüttürmek istediyse de yapamadık. bu ülkenin insanlarını seviyorum yaaa :)) çoksıcakız.
neyse efendim... maceralarımızı kaldığımız yerden anlatmaya devam edeyim. sokaklarda çocuk ve ev fotoğrafları çektik. umarım güzel çıkarlar. sonra hediye arayışımız başladı. gezi otobüsümüzdeki herkes bir hediye alacaktı ve ankara'ya dönerken çekiliş yapılarak herkes birbirine hediyesini verecekti. kime vereceğini bilmeden hediye seçmenin zorluğuyla baş etmek çok güçtü bizim için. neyse ki sonunda bir şeylerde karar kılabildik. sonra öğlen yemeği faslı için sabah kahvaltı yaptığımız mekana geri döndük. yemekte 3 çeşit salata, turşu, tarhana çorbası, güveç, yaprak sarması ve baklava vardı. baklava dev boyutlardaydı. 80 katlı olduğu için bana biraz hamur olmuş gibi geldi ama yine de bir dilim yedim. öğlen yemeğini de çılgınlar gibi yedikten sonra üstümüze çöken ağırlığa aldırmayarak ve bizi "şuracıkta kıvrılıp bir kedi narinliği ve sessizliğiyle uyumalısın" diyerek yoldan çıkarmaya çalışan şeytana da ağzının payını verdikten sonra yine yola koyulduk. bu kez gümüş işleme atölyesine ve kilim dokuma atölyesine gittik. sonra topumuzu da alaraktan karagöl'e doğru yollandık. yolda fena halde kar yağmaya başladı ve sisten neredeyse yolu göremez olduk. bir parça endişelendiysek de geyik yapmak suretiyle zihnimizdeki kara bulutları savuşturduk. karagöl'e vardık varmasına ama kar yağarken makimalarımız zarar görmesin diye onları buzdolabı poşetiyle sarıp sarmalayarak göl kenarına inip birkaç kare fotoğraf çektik. göl öylesine keyifle dans ettiriyordu ki kenarındaki sazlıkları, dinginliğine hayran kaldım. göl kenarında şahane ve sürprizlerle dolu bir doku vardı. bir kısmının fotoğrafını çekme şerefine nail olmakla beraber ellerim öyle üşüdü ki gidip soba kenarında bir bardak sıcak çayla bir sigara içmeye koşarak seyirttim :) bu arada bizim gruptan bazı enerjik ve çocuk ruhlarını hala koruyan arkadaşlarımız mendil kapmaca, yakantop falan gibi oyunlar oynadılar. sonra hepsinin burnu havuç gibi kızarmış olduğu halde kulübemize bir bardak sıcak çay içebilmek ümidiyle doluştular. kulübedeki meddah kılıklı ve biraz çakırkeyf olduğunu tahmin ettiğim sakallı amca bizden çay parası istemedi. ikinci kez ülkemiz insanına kanımız kaynadı. sonra yeniden otobüse binip yola koyulduk. yolda görkemli ve muhteşem güzellikteki kayaları huşu içinde seyrederek geldim. bu arada hediye çekilişi de yaptık. ben hasan hoca'dan hediye alıp, aysel'e hediye verdim. eğlenceliydi.
yorgun ama mutlu bir şekilde güven park'a vardığımızda, bir sonaki gidişimizin planlarını kuruyorduk kafamızda. bir hafta sonu yine gitmeli, yine fotoğraflar çekmeli, şahane yemek yemeli hatta kahvaltı yapmalı, belki bu kez yolda karşılaşılan amcalar ya da teyzelerle çay eşliğinde daha uzun sohbet etmeli, yine şehre mutlu dönmeli...

1 yorum:

Rüzgar dedi ki...

evet. çok doğru; aynı şeye baksak bile farklı şeyler görüyoruz. güzelliği de burda işte. bu şeyleri paylaştıkça zenginleşiyoruz ya.