28 Mayıs 2007 Pazartesi

barda

dün akşam bir arkadaşım "barda" filmini izlediğini, filmin gereksiz şiddet içerdiğini ve filmde küfürler geçtiği için bundan utandığını söyledi. benim de ağzım açık kaldı. ecnebi filmlerde kan gövdeyi götürür, şiddetin feriştahını sunarlar ama bir allahın kulu da gereksiz şiddet vardı falan demez. ya da ağzı dolu küfreden bir sürü karakter olduğu halde utandığını söylemez. muhtemelen kendini ait hisseettiği kültürden çıkan bir filmde bu kadar şiddet olması, refleks olarak onun yaşamsal kaygılarını tetikliyor ve muhtemel saldırılardan kendini korumak adına böyle bir "iyi niyetlilik" sergiliyor. paris'te bir alt geçitte bir kadının tecavüze uğrama sahnesini 9 dk. boyunca -belki de ağzının suyu akarak (günahını almayayım da adamın)- izlerken, bu saldırının gün gelip de bir gün kendisine de olabileceğiyle ilgili bir biliş yok zihninde. neden? çünkü orası paris, çünkü onlar fransız. mağdurla arasındaki benzerlik az olduğu için (kendi zihninde tabii) şiddetin düzeyini derecelendirmek durumunda bile hissetmiyor kendini. ama iş, dönüp dolaşıp türkiye'de çekilen ve her an sokakta rastlamamızın muhtemel olduğu kahramanlarla dolu bir filme gelince değişiyor. çünkü artık bu şiddet, onun maruz kalması muhtemel bir şiddet. kendini korumak için bu şiddete sövgüler yağdırıyor.

işte bu kadar. bence tabii. sanki dinamikler böyle işliyor gibi.